Bana Türklerden kurulu bir ordu verin dünyayı rehin alayım.

Napolyon

14.Yy başlarında daha kurulduğu Siyasi bir devlet halini yeni aldığı zamanlarda bile Balkan topraklarına sürekli akınlar yapan Avrupa ülkelerini korku ile başbaşa bırakan ve  bu süreci yıkılışından 20 sene sonrasında bile devam ettirebilen bir ecdad.

Fatih dönemi ile birlikte büyük bir merkezi güç haline gelen ve Avrupa içlerine daimi seferler ve akınlar tertipleyen Kanuni döneminde ise bunu zirve noktasına taşıyan Osmanlı, kuşkusuz Avrupa toplumunda ve devletlerinde yüzyıllarca büyük bir korkuya ve etkiye sebep olmuştur. Aşağıda bu etkileri ben fakir ecdadın büyüklüğü karşısında acizane bir şekilde anlatmaya çalışacağım.

1. Viyana kuşatmasından hemen hemen toplumun her kesimi haberdardır. Kanuni döneminde vuku bulan bu kuşatma tam anlamıyla şuan ki Avrupalı kimliğinin bilincinin oluşmasına sebep olmuştur. Öyle ki birbirine düşman olan Avrupa devletleri dahi artık Türklere karşı bir bütün halinde savaşma bilincine sahip olmuştur. Bunun yanı sıra Türk akınlarının, fetihlerinin başarılı olması Osmanlı’nın Belgrad’ı feth etmesi, Viyanay’a kadar gelmesi Avrupa’da 4 asır süren bir korkuyu da beraberinde getirmiştir.

Martin Luther Türkler

Martin Luther, Türkleri papalık makamı ile kilisedeki yolsuzluk ve bozulmaya karşı Hristiyan dünyasına Tanrı’nın bir cezası olarak görmüştür. 1518’de, 95 Tez’ini açıkladığında, Martin Luther, Tanrı’nın Hristiyanları veba, savaş, ve depremlerle cezalandırması gibi bu sefer de Türkleri yollayarak cezalandırdığını iddia etmiştir. Papa Leo X buna karşılık olarak Luther’i kiliseden atmakla tehdit etmiş, onu Türklere karşı verilen kapitülasyonları savunmakla ve Türklerin avukatlığını yapmakla suçlamıştır.

16. yüzyılda Türk düşmanlığıyla alakalı tüm Avrupa’da 2500 civarında (1000’den fazlası Almanya’da) kitap basılmıştır. Bu kitaplarda özellikle “kana susamış Türk” imajı okurların kafasına sokulmaya çalışılmıştır. Hatta 1480-1610 yılları arasında Amerika’nın keşfi ile ilgili olan kitap sayısının iki katı kadar kitap Türk düşmanlığı için yazılmıştır.

Teleskoplarla Osmanlı ordusunun gelişini size önceden haber vereceğim bunu ciddiye alın

Galileo Galilei

Artık Barbaros’la Avrupalılar hiç başa çıkamıyorlardı. “Barbaros geliyor!” sözünü duyan karada denize kaçıyordu. Anneler çocuklarını “uyumazsan Barbaros gelir” diyerek uyutuyordu.

Viyana’da 1534 yılında Osmanlı Akıncılar’ın gözetlenmesi için St. Stephen’s Katedrali’ne çan çalarak haber vermesi için bir memuriyet tahsis edilir. Bu memuriyet 1956 yılında artık Osmanlı tehlikesi kalmadığı düşünülerek kaldırılmıştır. Memuriyetin ömrü yani Viyana’nın Türk Korkusu tam 422 yıl sürmüştür.

1500’lerin ortalarında Türklere karşı özel olarak Avrupa’nın her yerinde Katolik dini törenler düzenlenmiştir.

türk korkusu

Poltava’da esir oluyordum. Bu benim için bir ölümdü, kurtuldum. Buğ nehri önünde tehlike daha kuvvetli olarak belirdi; önümde su, ardımda düşman, tepemde cehennemler püsküren güneş… Su beni boğmak, düşman beni parçalamak, güneş beni eritmek istiyordu; yine kurtuldum. Fakat bugün esirim, Türklerin esiriyim. Demirin, ateşin ve suyun yapamadığını onlar bana yaptılar, esir ettiler. Yalnız ayağımda zincir yok, zindanda da değilim; istediğimi yapıyorum. Fakat bu defa da şefkatin, asaletin, nezaketin esiriyim. Türkler beni işte bu elmas bağa sardılar. Bu kadar alicenap, bu kadar asil, bu kadar nazik bir milletin arasında hür bir esir olarak yaşamak, bilsen ne kadar tatlı. – Demirbaş Şarl -İsveç Kralı  (Ruslardan kaçıp Osmanlıya sığınmıştır.)

“Irk ve millet olarak Türkler, bence geniş imparatorluklar içinde yaşayan kavimlerin en asili ve başta gelenidir. Dini, sosyal ve örfi faziletleri,tarafsız kimseler için birer takdir ve hayranlık kaynağıdır.” Lamartine-Fransız Yazar, şair ve Devlet adamı.

Aslında bu korkuların temel dayanakları tamamen uydurma ve yersizdir. Türkler öyle bahsedildiği gibi acımasız bir şekilde hiç bir zaman davranmamıştır eğer davranmış olsaydı şuan Balkan ve Avrupa topraklarında bulunun Sırp, Alman, Boşnak ve Yunan gibi toplumların adından bahsediyor olmazdık bir milli kimliğe sahip olmazlardı. Türkleri hakim oldukları toplumlara bu tarzda kötü ve korkutucu yansıtmalarının sebebi; İslamiyetle birlikte kazanılmış olan hoşgörü ve devlet yönetme anlayışının herhangi bir etnik ve dini unsuru ayırt etmediğini bilmeleridir. Türkler sahip oldukları bu anlayışı en iyi şekilde uygulamış ve onlarca farklı ulustan oluşan toplumları ” Osmanlı’lı ” kimliği altında yaşamalarını sağlamıştır. Bunun en iyi örneğini devletin merkezi olan İstanbul şehrinin nufüs yapısında görmek mümkündür. Bu nedenledir ki hakim oldukları toplumların Osmanlıya karşı bir sempati duymalarına engel olmak istemişlerdir.

Yazar Hakkında

Enes Ünlü

Enes Ünlü

Sakarya üniversitesin'de Tarih bölümü okumaktayım..
Tarih alanında makaleler yazıyorum

1 Comment

Yorum Yaz