BİR BAKIŞLA IĞDIR

Iğdır… Malum memleketimizin doğusunda yer alan, sahip olduğu mikroklima ikliminin yetiştirdiği pamuğu, kayısısı ile bilinen, üç ülke ile olan sınırı ile stratejik konumu bir hayli önemli olan ve ülkemizdeki Azeri nüfusunun büyük bir çoğunluğunu içinde barındıran bir ilimizdir. Bu yazımda Iğdır’da özellikle de Tuzluca ilçesinde yaşayan Azeri nüfusunun özellikle de ilk defa duyanlara oldukça farklı gelecek olan birkaç özelliğine, dillerine ve geleneğine –dini ve siyasi bağlamdan bağımsız olarak- değinmeye çalışacağım.

Her şeyden önce isimlerle başlamak istiyorum. Özellikle de yaşlı dedelerimiz ve nenelerimizin sahip olduğu bu isimler oldukça farklıdır. Günümüzde Azeri aileler her ne kadar artık bu isimlere çokca rağbet göstermeseler de, bu isimleri bilenler için çıkmayacak derecede hafızaya yerleşmiştir. Özellikle de bayanlarda bu isimler daha ilginçtir. Bayan ve erkek isim örneklerine bakarsak:

Erkek İsimleri;

Kurban Ali, Ebelfez (okunuşu: Evilfez), Ejder, Fettah, Sabri Ali (okunuşu: Sebreli), Mugoş

Bayan İsimleri;

Nabat, Şövle, Tamam, Dudu, Kızbes, Teyfe, Nede, Ziver
Görüldüğü üzere bilhassa bayan isimlere daha önce hiç duymayana oldukça ilginç gelebilir. Geleneklere bakarsak; evlendirme süreci de dikkat çekicidir. Erkek tarafı açısında kız almak hiç de kolay değildir. İş resmiyete dökülmeden önce, yani sözlenmeyi ve benzeri durumları kastediyorum, büyüklerin nezaretinde her iki tarafında hazır bulunduğu bir topluluk da, damat tarafının vereceği et, pirinç, yağ miktarı belirlenir, yine alınacak bilezik adeti ve kızın annesine verilecek süt hakkı da belirlenir ve bunlar kağıda geçirilerek her iki tarafa da birer adet verilir. Ancak bu kağıda yazma olayında çok daha dikkat çekici bir durum vardır: kağıda yazarken damat tarafının 5 adet cumhuriyet altın alacağı yazdırılır ancak bunlar gerçekte alınmaz ve sadece kağıt üzerinde kalır. Bunun amacı nedir tam olarak bilemeyeceğim ama bereketlendirmek amacıyla yapıldığını tahmin ediyorum. Yine düğün merasimi bittikten sonra damat ve gelin eve girmeden kurban kesilerek kanı alınlara sürülür, damat ve gelinin üstüne bereket getirmesi amacıyla bozuk para ve şeker atılır, gelin eve girerken önüne porselen –ya da buna eşdeğer- tabak konulur ve gelinin bunları bir veya iki vuruşta kırması istenir. Eğer gelin bunları hemen kırarsa gelinin güçlü, yaman biri olduğu; yok kıramazsa gelinin çelimsiz, zayıf biri olduğu gibi yorumlar yapılır. Yine düğünden sonra erkek evinde kebin çöreği olarak adlandırılan ve misafirler ikram edilen yemek verilir ve bu sırada damadın babası ve annesi güreştirilerek günün sonuna gelinir.

Yemeklere bakarsak; Fetir, Sabahaşı, Evelikaşı, Bozbaş, Sütaşı( tuzludur biraz)… yöreye ait has yiyeceklerdir.

Oyunlarda özellikle Azeri oyunu Iğdırlıların vazgeçilmezidir. Hiç oyun oynamayanlar bile bu oyunu oynamak ister ve izlemesi de bir hayli keyiflidir.

Biraz da kullanılan Azerice kelimelere ve bunların günümüz Türkçesindeki karşılıklarına değinelim:

Mörkgem: güçlü, sağlam

Bes: yeter, tamam

Heye: evet

Hayıf etme: ziyan etme

Yad: akıl

Zağa: mağara

Nöker: çoban

Uğurlamak: çalmak

Hırda gede: küçük çocuk

Yeke uşak: büyük çocuk

Neve: torun

Ne gayırırsan: neler yapıyorsun, nasılsın

Gülbeser: salatalık

Yezne: enişte

Özetle her bir tarafı ayrı bir kültür, gelenek olan ülkemizde Iğdır’da ki ve memleketin dört bir köşesine özellikle de İstanbul’a dağılmış olan Azeriler de kendi kültürlerini yaşamaya ve yaşatmaya çalışmaktadır. Toplumsal bir varlık olan insanoğlu yaşama sarılma değerlerini aldığı kültürü olmadan ne bir adım atabilir ne hayatın güzel yönlerini keşfedebilir. Bu nedenle her kültürün kendine ve ona mensup olanlara özgü olduğunu unutmamalı, değerlere ve kimliklere saygı göstermeliyiz. Bizi bir bütün yapacak olan temelde budur zaten.

Yazar Hakkında

Ahmet Suat

Ahmet Suat

Mesleki olarak coğrafya bilimi ile uğraşmaktayım. Ve bunun yanında her zaman meraklısı olduğum genel kültür ile ilgili ufak şeyler karalamaktayım....

1 Comment

Yorum Yaz