“Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu.” cümlesinin yer aldığı o meşhur “Dönüşüm” hikayesinin okuyucuyla buluşmasının üzerinden yüzyıl geçti. Bilinçlerdeki tesirini ise o günden bu güne hiçbir zaman kaybetmedi.

Toplumun ve/veya ailenin türlü baskılarıyla kendisini böcek kadar değersiz hisseden bir karakter. Yazarın ise izdüşümü. Franz Kafka her ne kadar Nazilerin Yahudi katliamını görmese dahi kendisi despot bir Yahudi aileden geliyor. İhtimaldir büyük adam olmaya elverişli karakteri, babasının gölgesinde kalmak istemiyor.

franz-kafka-dönüşüm

İlk cümlenin bende bıraktığı tesir muhitimdeki insanlara yansıdı ve “Bir sabah uyandığınızda böcek olduğunuzu fark etseniz ne hissedersiniz?” sorusuyla etrafımı rahatsız etmeye başladım. Her anlamda rahatlayan ahalide böcek olmayı hayal bile ettirebilmek kadar zor bir fiil olmasa da vazgeçmeyip sorumu tekrarlıyorum. Böcek olsanız? Verilen basit cevaplar Gregor Samsa’nın hissettiklerine ulaşmamı engelledi. Ve kitabı tam manasıyla bitirdiğimde “Ben bir böceğim” diye haykırabiliyor, kendimi bir böcek gibi hissedebiliyordum. Birkaç gün insanları bir böcek gibi izledim. Sivrisineğin saldırgan tavrında da değildim hoş. Veya karıncanın cesaretinde. Franz Kafka’nın, Gregor’u nasıl bir böcek olarak hayal ettiğini biliyorum. Ve bende kendimi korkak, kuytu köşelere çekilen bir hamam böceği olarak düşledim ve seyretmeye başladım ailemi, arkadaşlarımı. Ben böcek oldum diye onlar da benim familyadan değillerdi. Artık onlar başkalarıydı. Başkalaşmışlardı. Dışlanan ben değildim. Dışladığım onlardı. Köpeğe fobisi olan biri gibi insancıklardan uzaklaştım. Odama çekildim. Bir böcek gibi kitaplara yumuldum. Ama loş denilebilecek ortam bile değildi. Işıksız. Neticede hamam böcekleri aydınlığı sevmezdi. Karanlığı okudum.

Bir böcek ne yer ne içeri Franz Kafka bana öğretti. Doğu Edebiyatı’nın yazarlarını Vikipedi’den bakıp sınıfta anlatan, kitapları binlerce satan meşhur profesörden daha fazla şey öğrettiği gibi. Ama Franz Kafka da bir homosapiens-ti. Ona da güvenemezdim. Babama güvenmediğim gibi. Babam iyi insandır ama ben insan değildim. Büyük ihtimalle ilk gördüğü fırsatta beni ayakkabısıyla ezmek isteyecek, ayakkabısına bulaşan leşimi ise kaldırımın kenarına, küçük bir su birikintisine veya önce ağzını sonra elindeki döner sosu lekesini sildiği ıslak mendille ayakkabısındaki ölmüş bedenimi bir çöpün içine atıverecekti. Babamla arama mesafe koydum.

Dünya böcekken daha mutluydu sanki. Fakat bir merdiven altında şeker sanıp yediğim böcek ilacının tesiriyle felç geçirebilir, sifonun çekilmesiyle lağımı boylayabilirdim. Büyük bir örümcek beni tenhada kıstırabilir, dehşetli karınca sürüleri bana saldırabilirdi. Yem olabilirdim veya ölü bedenim bir köşede çürüyebilir ve arkamdan ağıt yakabilecek kimsem olmazdı. Beni bilen bile olmazdı. Hoş bilinmek isteyen de kimdi?.

Hissizdim. Ama içgüdülerim vardı. Kaçmam gerektiği an da en uzaklara kaçabilirdim. Yakalarsam muck yapacak kalabalıkları arkamdan sürükleyebilirdim. Nihayetinde kimse bir böceği sevmezdi. O yüzden kaçardım. Fakat bir böcekte sevilmeyi istemezdi. Sevenlerim ise zaten kızartıp beni midelerine indirirdi. Kendi için severdi. Beni sevdiği için değil. Saygıda kusur etmeyi düşüneceğim kimse de olamazdı. Ya kaçardım. Ya da ölür. Kaçmayı ölmeye yeğlerdim. Ölümden korktuğum için kaçmayı yeğlemezdim. Ölümü de hissetmezdim. Ölürdüm sadece. Ölü bedenim üzerinden kimse siyaset yapamazdı. Tarihe “haindi” veya “kahramandı” etiketiyle düşülmezdim. Benim için kimse kavga etmezdi. Şairler beni şiirlerine konu etmezdi. Etmezdi çünkü ben şem için yanan bir pervane böceği değildim. “Hepimiz Hamam böceğiyiz” diyerek sokaklara dökülen kitlelerim olmazdı, benim ayakkabımın altı delik değildi. Fırınları severdim. Ama ekmek almaya gidecek de biri değildim. İsmimi insanlara yem edemezdim. Beni savunacak olan tek kişi kameraların karşısında “Peki.. Bu böceğin tarihini biliyor musun sen? Ha bilmiyorsun. Bu böcek Güney Afrika’dan bir tane muzun içinde geldi.” diye kendisini savunan insan olurdu belki. Böcekleri sevdiği için değil.. O da menfaatini düşünüyordu. İnsan değil miydi?

Böcekken KPSS gibi bir derdiniz yoktu. Futbol takımları için en yakın arkadaşınızla kavga etmek yoktu. Siyasi kutuplaşmalar, şairler, ırkçı tavırlar, taşlamalar, sövmeler, hicivler, nefretler, yağcılar, yalakalar, iltimaslar, insancıklar… Yoktu. Damadını milletvekili yapan liderler, yoktu. Cuma namazı kılan Müslüman gençleri aşağılayan aşağılıklar da yoktu. Böcekken kahraman olamazdınız. Kahraman olup milletin anasını ağlatamazdınız. En fazla ölürdünüz. Ama bir böcek şerefiyle.

Bir böceğin hikayesi daha ne kadar uzayabilir ki? Doğar ve en kısa zamanda ölür. Sonsuzun yanında sonlu ise hep kısadır. Yok hükmünde kalanı imar etmek için uğraşmaz bir böcek.. Hamam böceği bunu yapmaz. Tekrar düşünüyorum. Bir böcek olsanız ya?

Yazar Hakkında

Serbest Kürsü

Serbest Kürsü

Yorumlar

Yorum Yaz