Romanlar Kimdir ?

Özellikle ülkemizde olmak üzere yakın coğrafyamızda ve dünyanın diğer yerlerinde, her ne kadar olumsuz olsa da, Romanlar’ı herkes bilir ve onlar hakkında bir fikre sahiptir. Ülkemiz üzerinden bakarsak; her insan hırsızlık, kötü görünüm, toplumsal yaşama aykırı bir yaşam tarzı gibi sebeplerden dolayı onlar hakkında olumsuz düşüncelere sahiptir. Ancak bu millet, Osmanlıda yetmiş iki millete ilaveten tam olarak sayılmayıp yarım millet olarak değerlendirilse de, Küçük Asya’dan Britanya Adaları, Hindistan’dan Yeni Dünya’ya kadar, geniş bir coğrafyada, çeşitli devletler altında varlıklarını sürdürmektedir ve yapıştırılan olumsuz yaftalara rağmen, gerçek dünyamızın tabiri caizse bir dağılmış halkı olarak yaşamaktadırlar.

Bu yazımda Romanların köklerine, kültürlerine onları dünya üzerinde yaşayan sayısız halktan biri olarak gören bir gözle bakarak temelde ülkemiz bazlı, olumlu bir açıdan  ele almaya ve tanıtmaya çalışacağım.

Her şeyden öte Romanlar için bir diğer hitap biçimi olarak kullanılan Çingene kelimesi ile başlamak istiyorum. Bu terimin Türkçe ya da Yunancadan türediği söylenilmektedir ve günümüzde, elbette geçmişte de, yaygın bir şekilde Romanlara hitaben, yörelere göre değişik telaffuzlar alarak, kullanılmaktadır. Ancak ben bu yazımda Çingene kelimesi yerine Roman kelimesini kullanmamın insani değerler açısından daha yerinde olacağı kanaatindeyim ve bu şekilde de yazıma devam edeceğim.

Romanların Geçmişi

Romanlar göçebe olarak yaşayan, Kuzey Hindistan kökenli bir halktır. Günümüzde ağırlıklı olarak Güney Avrupa’da yaşarlar.  Kara saçlı, kara gözlü, koyu esmer tenleri ve kumral oluşlarından dolayı Hintlilere oldukça benzemektedirler. Peki kökenlerine ve benzerliklerine ile birlikte o zaman neden anavatanlarından göç etmişlerdir? Aslında bu göçün nedenleri ile ilgili çeşitli görüşler vardır: yaşadıkları bölgenin savaş sonucu el değiştirmesiyle göç etmeleri, Gazneli Mahmut’un Kuzey Hindistan’ı fethi ile köle olarak alınıp çeşitli yerlere gönderilmeleri ya da Firdevsi’nin Şehname’sine göre MS 420 yılında Hindistan’ı terkedip dünyaya yayılan Luri Halkı olmaları karşımıza çıkan nedenlerdir. Bu göçün nedeni istekli ya da zorla olsun, şurası bir gerçektir ki Romanlar bugün dünyanın heryerindedirler ve hayatlarımızın yadsınamaz bir gerçeğidirler.

Tarihsel süreçte baktığımızda Osmanlı devrinde Rumeli’de yaşayan romanlara ait bir Çingene Sancağı (kendimle çelişsem de doğru ismi budur) oluşturulmuş ve Romanların idari, mali işlerine bakılmıştır.  Ancak bu devirde özellikle İstanbul’da huzursuzluk çıkarmaları nedeniyle Anadolu’ya sürülmüşler ve orada da aynı şekilde davranmaya devam etmeleri ile cezalandırılmışlardır.

Romanlar günümüzde genelde Müslüman ya da Hristiyan’dır. Ülkemizde yoğun olarak yaşadıkları yerlerin başında Adana gelir. Yine Çanakkale, İstanbul, Kırklareli, Tekirdağ diğer yoğun alanlardır. Günümüzde göçebe özelliklerini yitirmektedirler. İyi durumda olanlar kendi evlerine ve işyerlerine sahiptirler.

Roman erkekler genelde kalbur, elek, sepet gibi eşyaları ve bunun yanında sıklıkla dışarda gördüğümüz kağıt toplama işlerini yaparlar. Kadınlar ise erkeklerin yaptığı bu kalbur, elek … satar ve bunun yanında çiçek satma, bohçacılık, falcılık yaparlar. Genel olarak tek eşten çok çocuğa sahiptirler ve çocukluktan itibaren çocukları hayat şartlarına alıştırarak yetiştirirler.  Öyle ki çocuk soğuğa alışsın diye sıkça soğuk suya sokup çıkarırlar.  Kim bilir belki de buz kesen o soğuk havalarda gördüğümüz ve bunlar nasıl hasta olmuyorlar diye her seferinde birbirimize sorduğumuz çıplak ayaklı, yarım-yamalak giyimli o çocuklar böyle bir süreçten geçtiler veya geçmektedirler.

Romanlar gerek yaşayışları gerekse giyim-kuşamları, konuşmaları ile her zaman insanların dikkatini çekmişlerdir. Bu özellikleri ile Emir Kustirica ile dünya sinemasında, Türkan Şoray ve Ediz Hun ile ve daha pekçoğuyla Türk sinemasında yer almış ve gözönünde olmuşlardır. Yine 8 Nisan Dünya Çingeneler Günü olarak kutlanmaktadır.

Tüm olumsuz davranışlarına ve düşüncelere rağmen Roman vatandaşlarımız toplum hayatımızda bir yere sahiptirler ve bu yer de daima kendini muhafaza edecektir.

Yazar Hakkında

Ahmet Suat

Ahmet Suat

Mesleki olarak coğrafya bilimi ile uğraşmaktayım. Ve bunun yanında her zaman meraklısı olduğum genel kültür ile ilgili ufak şeyler karalamaktayım....

Yorum Yaz