Sessiz adımlarını yüksek çığlıklar eşliğinde atmaya başladığından beri hep böyleydi. Hep kendinden uzak, hep karanlıktaydı. Kendine açılan bir kapının önünde sadece vazgeçtiklerini düşünüyordu. Kapının arkasında kendini kucaklayacak yine kendiydi. Tek bir an tereddüt etti. Ve tek o ana koca bir dünyanın nasıl sığdığının şaşkınlığı içinde izlemeye koyuldu. Sersemliği gözlerine karışmış, gülüşü bile acı olmuş adam sadece izliyordu. Seyre daldığı anda fark etti mutluluğa ne kadar yakın olduğunu. Uzatmadı, uzatamadı elini. Yaşam değil yakasına yapışan yine kendi elleriydi. Koşarak uzaklaştı adam kapıdan.

– Mutluluktan korkulur mu be adam diye seslendi kapının ardındaki kısık gözlü kadın.
Adam bakmadı bile arkasına daha da hızlı koşmaya başladı. Koştu koştu… Yağmurda ıslanan saçlarında parmaklarını dolaştırdıktan sonra.
Mutluluktan korkulur diye haykırdı kendine. Sevmekten korktuğum gibi. Sahip olamadığın her şey için korkmalısın be kadın dedi…

Yavaş adımlarla yoluna devam etti. Umutsuzluktu tek sahip olduğu şey… Nasıl korkmasındı? Kapı aralığından mutluluğa sahip olunur muydu? Tabi korkulurdu yarım mutluluktan. Açan yarım açmıştı kapıyı. Ya ben neden itmedim elimle dedi tek bir an. Hemen koydu ellerini cebine.
Korktu. Ellerinden değil kendinden… Tek odalı evinin kapısında durdu bu sefer uzun uzun elini çıkaramadı cebinden. Korktuğundan değil bildiğinden açmak istemedi kapıyı. Soğuk zifiri ıslak bir gecede korkulu bir dünyanın kapısı ne kadar da ait bana diye düşündü… Ağacın dibine sığınmış yavru kedi gördü sonra – yağmurdan korkulur mu be kedicik dedi… Kapıyı gıcırtılar eşliğinde açıp girdi… Savrukluğunun aynası olan odada geçip yattı… beş parasızlığı, işsizliği, kimsesizliği, anahtarı, korkuları… Eklenen sesle uyudu.. Mutluluktan korkulur mu be adam diyordu… Mutluluktan korkulur mu?

Sabah kalkmak istemedi o sevmediği yatağından… “Mutluluktan korkulur mu be adam” sesi hala kulaklarındaydı… Sırları dökülmüş aynanın karşısına geçti adam parmaklarını saçlarının arasında gezdirdikten sonra “işte bu olmadı be kadın” dedi. Eskiden sadece kendi iç sesi ile konuşurdu. Şimdi bir de o kadının sesi eklenmişti. Hatta o kadar ileri gitti artık kendi sesini bile duymaz olmuştu. Elleri cebinde çıktı evinden yürümesine yürüyordu da nereye? Bu sefer gölgesini takip etti adam… Sessiz ürkek adımlarla gölgesinin peşinden gitti… Dün gittiği kapıda buldu gölgesini. Gölgesi kapıyı açmış, ona gülüyordu… Adam korktu, hiç korkmadığı kadar korktu… Ne kadından ne mutluluktan korkuyordu. Korktuğu kendisiydi. Yabancı oluşuydu, yabani oluşuydu.

İki kapısı vardı, ikisinin de sahibi… Biri var olduğu diğeri varlığını yok ettiğini… Nice sonra anladı adam. Gölgesi anlattı. Anlamasına anladım dedi yaşamasına yaşayamadım diye seslendi içine. Ne kadın vardı, ne mutluluk ne de korku… Anladı sonunda içinde iki kapı vardı. İkisi de içine açılan. İki kapı vardı varlığı yokluğu rüzgâr edip çarpan. İki kapı vardı. Doğduğu ve öleceği… İki kapı vardı görüp görebileceği… İki kapı vardı dünyada izleyebileceği biri gözü biri kalbi… Anladı adam seslendi dünyaya – sevmekten korkulur mu?

umut

Yazar Hakkında

Serbest Kürsü

Serbest Kürsü

Yorumlar

Yorum Yaz