Bize Ne Oldu?

Bugünki yazımda Ortadoğu’da yaşanılan kargaşaların, felaketlerin Din-i İslamın içine düştüğü durumun nedenlerine ulaşmaya ve elimden geldiğince sizlere aktarmaya çalışacağım.

Bundan yaklaşık 100 – 120 sene öncesine göz attığımızda İslamın muhafazasını ve müdafaasını sağlayan güçlü ve tek bir unsur olarak Osmanlı Devletini görmekteyiz. Ümmet üstündeki bu hakkını ve yetkilerini bizzat halifelik makamından alan padişah, yeryüzündeki tüm Müslümanların muhafazasından sorumlu kişi olarak göze çarpmaktadı. Yani kısaca dile getirecek olursak halife İslamiyetin bütünlüğünü, birliğini ve dirliğini temsil etmektedir. 1924 yılına gelinceye kadar bazı istisna durumlar hariç Din-i İslam içerden ve dışardan gelen tehditlere karşı tek vucüt olarak durabilmiş ve karşı koyma dirayetini göstermiştir.

Eğer Ümmetin Muhafızı olan Osmanlı durdurulmasaydı ne Batı, zulüm saltanatını kurabilecek, ne de Âlem-i İslam kan gölüne dönecekti.

Alem-i İslam içindeki ilk ayrıştırmalar ve bölme çabaları milliyetçilik akımının etkileri ile ortaya çıkmıştır. Zira Osmanlı 3 kıtada egemen bir devlet ve çok uluslu bir yapıdan oluşan farklı etnik unsurlara sahip olan bir toplum yapısını bünyesinde barındırıyordu. Sanayileşen ve hammadde ihtiyacı artan batılı devletler karşısında Osmanlının hakimiyet alanları iştah açıyor ve göz kamaştırıyordu. İslam ahlakı ve yasaları gereği milliyetçiliğin farklı etnik unsurları birbirinden üstün tutmanın Dinde yeri yoktu.Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah’tan korkmaktadır. Bu sebeptendir ki milliyetçilik akımı Ümmetin arasına nifak tohumları ekmeden tek başına başarılı ve etkili olacak bir sebep olamamıştır. Lakin ele geçirilen belgeler İngilizlerin 1800′ lü yılların sonlarına doğru Osmanlı taşralarına daha çocuk yaşta ajanlar gönderdiği ve Osmanlı toplumunun yapısına göre yetiştirdiği günümüzde bir efsane olmaktan çıkıp bir gerçek halini almıştır. Emperyalist devletler Osmanlı Devleti içinde bulunan etnik unsurları ( Arnavutları, Arapları, Boşnakları..vb toplumları) milliyetçilik – sözde özgürlük fikri ile ateşlemiş – ve Din-i İslama, Devlet-i Aliye karşı bir ayaklanma çıkartma noktasına getirmiştir.

17. ve 18. yüzyıllarda Osmanlı Devleti Toprakları

19. yüzyıl sonlarına geldiğinde Osmanlı Devleti içinde ayrılıkçı düşünceler hakim olmaya başlamış durumdaydı. Yerleşim yerlerinde hemen hemen hergün isyanlar ve çatışmalar çıkıyor Devlet bir bilinmezliğe doğru sürükleniyordu. 2. Abdülhamid Han döneminde toparlanma ve yeniden gelişmeye yönelik adımlar atılsa da bir yere kadar başarılı olunabilmişti. Toplum içindeki sözde aydınlar Emperyalist devletlerin aşıladıkları özgürlük, milliyetçilik gibi düşüncelerin etkisinden kurtulabilmiş değillerdi ve birde bunlar toplumda egemen, sözü geçen insanlar olunca kaçınılmaz sona doğru hızla yaklaşıyordu Din-i İslam.

Târîhi dikkat ile oku, ey körpecik Nev-civân!

Mala, makâma aldananın sonu olmuş âh, figân.

Halifelik Makamı

Balkan savaşları, İsyanlar, 1. Dünya savaşı, Kurtuluş savaşı derken.. Alem-i İslam kan revan içinde kalmış Osmanlının egemen olduğu tüm bölgelerde büyük acılar yaşanmıştı ve günümüzde hala yaşanmaktadır. Bundan yaklaşık 100 200 sene öncesini göz önünde bulundurduğumuzda o zaman yaşanan olayların günümüze nasıl yansıdığını görmekteyiz güya sağlam temel atmak isteyen sözde aydınlar; başta Osmanlı Devletini bir sona sürükleyerek ve bunun devamında Halifeliği kaldırarak günümüzde Alem-i İslamın içinde bulunduğu durumun en büyük sorumlularıdırlar. Halifelik makamının birleştirici ve bütünleştirici gücünü yukarıda ele almıştık. Günümüzde yaşanan olaylara bir suçlu ve bir neden bulmak istiyorsak İslamiyetin birleştirici ve bütünleştirici gücünün nerede kesildiğine kimlerin kestiğine bakmamızda fayda vardır.

Milliyetçilik Akımı

Osmanlı Topraklarının Paylaşılması Avrupa Basını

Osmanlı devletini yıkan devletler ve etkili olan şahıslar Osmanlı topraklarında 49 tane ayrı devlet kurulmasına sebep olmuştur. Bu devletler sözde özgür ama kukladan bir farkı yok. İpler herzaman emperyalist devletlerin elinde.

Alem-i İslamın bitmeyen dinmeyen acısı İttihat ve Terraki yönetimi ile başlamış 1924 yılında o dönemki adı ile Cumhuriyet Halk Fırkası yönetimi tarafından tabiri caizse yangına odun götürülmeye devam edilmiştir. Bu yazımdaki amacım siyasi partileri eleştirmek taraf tutmak değildir, geçmişte yapılan yanlışların günümüzde olan etkilerini göstermektir. Bütünleştirici ve birleştirici gücünden yoksun olan Alem-i islam ( Suriye, Irak, Mısır, Filistin, Arabistan, Lübnan, Cezayir, Fas, Pakistan.. ) yıllardır kan ağlamaktadır.

Bir olunca bütün olunca küffara karşı darül harpte nasıl cihad ettiğimiz tüm cihan ve tarih tarafından bilinmektedir. En büyük korkuları bu olduğu içindir ki birlikten bütünlükten yıllardır yoksunuz…!

Keferenin ekmeğine yağ süren bir zihniyet; Halifeliğin kaldırılmasının dünya basınındaki tepkileri..

Halifeliğin ilgâsı gerçekleşince, İngiltere’nin Musul’daki resmî görevlisi, bunu hayretle karşılayıp inanmakta güçlük çektiklerini rapor etmiştir. İngiliz görevli; Halifeliğin lağvedilmesiyle, Türklerin kendi bindikleri dalı kestiklerini ve bunun da İngiltere için inanılmayacak kadar mükemmel bir şey olduğunu yazmıştır.

Yabancı Basında Halifeliğin Kaldırılması

İngiliz Büyükelçisi Ronald Lindsay ise, 8 Şubat 1926 tarihli raporunda şunları kaydetmiştir:

Laik Türkiye’nin Müslümanları, artık İngiliz İmparatorluğu için bir tehlike olmaktan çıkmıştır. Laik Türkiye ile yakın ilişkiler İngiltere’ye yarayacaktır

Meşhur İngiliz Tarihçisi Arnold J.Toynbee’nin, gâyet yerinde olan şu değerlendirmesi de bir hayli enteresandır:

Halifeliğin kaldırılmasıyla, Türkiye, İslâm Dünyası’nın merkezi olmaktan çıkmıştır. Türkiye, İslâm’ın mânevî önderliğini bırakıp, köşe başını dönüp dünyevî bir hükûmet kurup halifeyi sınır dışı edince, batılılaşmanın nimetlerine karşılık İslâm birliği ve İslâm’ın desteğinden vazgeçer olmuştur. (…)Ne olursa olsun halifelik, İslâm toplumunun en birleştirici ve İslâm’ın geçmişi ile en güçlü bağı sayılmıştı. Bu kurumun kaldırılması belki de, yüzyıl önce Napolyon Savaşları sonunda Kutsal Roma İmparatorluğunun sona ermesiyle Batı Avrupa’da meydâna gelen şoka benzer bir etki yapacaktır.

İngiliz Yazar Philips Graves ise, İslâm Ülkelerindeki bu durumu İngiliz menfaatleri açısından şu şekilde kritik etmektedir.

Türkler, Müslüman vatandaşları olan herhangi bir devlet için her zaman güçlükler oluşturabilecek bir kurumu; makâmı hilafeti ortadan kaldırmakla, niyetleri öyle olmasa da, Britanya İmparatorluğu’na olağanüstü bir iyilik yapmışlardır.

Öte yandan Fransa Başbakanları’ndan Herriot, bir değerlendirmesinde şunu ifâde etmiştir:

Bu, Panislâmizm’in, en azından, merkezi Konstantinapol olan bir Panislâmizm’in sonudur.

Fransız Temp Gazetesi’nin İstanbul özel muhabiri Paul Gentizon ise şu yorumu yapmıştır:

Avrupa memnun olabilir: 19.asrın başından beri Osmanlı İmparatorluğu’na durmadan telkin ettiği husus nihâyet gerçekleşti. Türkiye, eski Türkiye’nin üç asırda yapamadığını üç günde gerçekleştirdi. Ânî bir davranışla teokrasinin son kösteklerinden kendini kurtaran Türkiye, Avrupaî fikirlerin izinde duraksamadan ileriye atıldı… Türkiye, hakîkatte, kendisini Asyalı geleneklere bağlayan göbek bağını kesmiştir; Batılı medeniyet prensiplerini, düşünce tarzını, mefkûresini bir bütün hâlinde kabûl etmiştir. Kesin olarak, Doğu’ya vedâ etmiştir.

ABD’deki yankılara gelince; halifeliğin kaldırılması duyulur duyulmaz basında bomba etkisi meydâna getirerek şok etmiştir. Haberi ilk defâ 4 Mart 1924’te Boston Gazetesi akşam baskısının ikinci ekinde okurlarına, birden çok başlık kullanarak vermiştir.

“Türkiye, Halifeyi tekmelemekle kurtuldu”, “Batılı temeller üzerine Cumhûriyet binâ ediliyor” başlıklı Public Ledger Co. tarafından ulaştırılan İstanbul mahreçli haber özetle şöyleydi:

Türkiye’nin de, İslâm Dünyası’nın da kolay kolay hayâl bile edemeyeceği bir devrim îlân edildi. Bugünedek kurulmuş olan bütün İslâmî devletlere temel teşkil eden dînî kânun ve gelenekler dağıtılıverdi. Bu, halifenin gitmesinden başka, şerî kânunların mahkemelerden kaldırılması mânâsına da geliyordu. Bunun yanında 500 milyon dolar değerindeki tüm dînî kurum ve kuruluşlar da devletleştiriliyor. Kısacası, yerel gazetelerin de dediği gibi, Türkiye, tamâmen Batılı temellere oturarak Doğu’ya vedâ ediyor…

1. Dünya savaşında düşmanımız olan devletlerin nasıl tepki verdiği ve sevindiği açıkca yukarıda belirtilmiştir. Cumhuriyetin henüz ilk yıllarında nasıl yanlış stratejiler izlendiğinin kanıtıdır takdir Türk milletinindir.

Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar…

Tarih kategorisi altındaki bir başka yazımda görüşmek üzere. Vesselam.

Yazar Hakkında

Enes Ünlü

Enes Ünlü

Sakarya üniversitesin'de Tarih bölümü okumaktayım..
Tarih alanında makaleler yazıyorum

Yorum Yaz