Tam bir nizam, disiplin ve hoşgörü içinde yüzyıllarca dünyaya hakim olmuş ve Müslümanlara kalkan olmuş ecdadımızı ne kadar anlatsak kelimeler yetersiz kalır ” Tüm denizler mürekkep tüm kara parçaları kağıt olsa” bu ecdadı anlatmaya kalemi edebi bilgisi yetmez. Bu haftaki yazımda elimden geldiğince kelimelerin ve bilgilerin yettiğince Osmanlı Devletin’de Ramazan Bayramların’da yapılan törenler ve uygulamaları ele alacağım.

Osmanlı İmparatorluğu’nda bayramlar yerleşmiş kuralları olan törenlerle kutlanırdı. Üç gün süren Ramazan Bayramı’na “Iyd-i Said-i Fıtr” adı verilirdi.

Bir cihan devleti olan Osmanlı İmparatorluğu, İslâm medeniyetinin en ihtişamlı temsilcisi olarak, her şey gibi bayramlar da tebaaya manevi bir haz ve bambaşka bir zevk verirdi. Devletin öngördüğü her işin tertipli ve intizamlı bir şekilde yürümesine önem veren Osmanlı padişahları, Topkapı Sarayı’nda yapılacak olan Bayram merasiminin de, Devlet-i Aliyye’nin şanına yaraşır bir biçimde yürütülmesine büyük özen gösterirdi.

Öyle ki, bayram töreni ile ilgili düzenlemeler, Osmanlı Devleti’nin ilk Kanunnamesinde dahi yerini almış; törenin ne şekilde yapılacağı ve merasim heyetinin kimlerden oluşacağı titizlikle belirlenip kararlaştırılmıştı.
Osmanlı Devleti’nde Bayram töreni ile ilgili ilk resmî düzenleme Fatih Sultan Mehmed tarafından yapılmıştır. İstanbul’un fethinden sonra şehrin en güzel yerinde büyük ve muhteşem bir saray inşa ettiren cihan padişahı, çıkardığı ilk Osmanlı Kanunnamesinde burada yapılacak Bayram töreninin adap ve erkânını da açıklamıştı. Bayram öncesi ve sonrasında yapılan uygulamaları ele alacak olursak; bayramdan önce subaylara ve memurlara birer maaş ikramiye dağıtılırdı. Devlet hazinesinin zor durumda olduğu dönemlerde bazen bu ikramiye yarım maaşa düşürülmüş, bazen de hiç verilmemiştir. Ayasofya, Sultanahmet, Süleymaniye, Fatih gibi büyük camilerin ulemaya “kürk bahası”, “iftariye” adı altında hediyeler dağıtılırdı. Bayramlarda askere şeker, kuzu, helva ve salata verilirdi. Zaptiyeye ise, birer adet fes ve püskül verilir veya bedeli ödenirdi. Bayramın birinci günü, hapishanelerdeki mahkûmlara helva dağıtılırdı. Bayram nedeniyle, cezasının üçte ikisini çekmiş mahkûmların bir kısmı da affedilirdi.

Resmî bayramlaşmalar bayramdan önce başlardı. Tanzimat’tan sonra çeşitli günlerde olduğu gibi bayramlarda da bir mektup veya telgraf ile bayram tebriki usulü başlamıştı. Memurlar ve müdürler amirlerinin ve padişahın bayramını mektup veya telgraf ile kutlarlar ve sadakâtlerini arz ederlerdi. Bayram tebriki gönderenlerin bir listesi yapılarak padişaha sunulurdu. Daha sonra bunlara tebriklerinden duyulan memnuniyeti belirten cevap yazısı gönderilirdi.  Saray içerisinde yapılan tören ise şu şekilde icra edilirdi;

Bayram

Padişah bayram sabahı namazını Hırka-i Saadet Dairesi‘nde veya Ağalar Camiinde kılardı. Ardından Hırka-i Saadet Dairesi önüne kurulan tahtına otururdu. Enderun’un güzel sesli hafızları dualar okurlar, ardından görevliler bunlara hediyelerini verirlerdi. Mehter çalmaya başlayınca bir taraftan da topluluk hep bir ağızdan “Ömrün uzun olsun”! “Iydin said olsun”! (Bayramın mübarek olsun) diye bağırırlar ve dua ederlerdi.

Diğer taraftan padişahı ile bayramlaşma hakkı olan kişiler sabah namazını Ayasofya Camii‘nde kıldıktan sonra saraya gidip Divan-ı Hümayun’da toplanırlardı. Topluluğun geldiği haberi padişaha iletilince, sultan da Arz Odası‘na geçerdi. Daha sonra da görevlilerin dizildiği yoldan tahtın bulunduğu yere gelirdi. Bu sırada görevliler “Aleyke avnullah” diyerek seslenirlerdi.

Tören sırasında kimin nerede duracağı en ufak teferruatına kadar belliydi. Örneğin padişahın oturduğu tahtın arkasında sağda harem ağası, solda da silahtar bulunurdu. Buradaki tören sırasında mehter durmadan çalardı. Bayramlaşmaya gelen padişahı karşılayan nakibüleşraf dua ederdi. Bu duaya âmin diyen padişah, tahtına oturur ve devlet adamları rütbelerine göre sağ taraftan gelerek padişahın bayramını tebrike başlarlardı. Veziriazam, kazasker gibi görevliler etek öperken padişah ayağa kalkardı. Bu üst düzey ricalden sonra sıra defterdar, nişancı reisülküttap, defter emini gibi bürokratlarındı. Ancak bunlar öncekiler gibi etek değil eşik öperlerdi. Şeyhülislâm ise padişahın önünde eğilir ve elini öperdi. El etek öpme işlemini bitiren görevliler kendileri için belirlenmiş yere geçerek tören müddetince ayakta dururlardı. Kapıkulu ocaklarının üst düzey subayları da bu bayramlaşmada bulunurdu.

Bayram Namazı

sabah namazı sonrası ilk merasim

Bu kısımdan sonra icra edilen uygulamaya ise “bayram alayı adı verilirdi”.

Sarayda bayramlaşmanın tamamlanmasından sonra padişah Hasoda’ya geçerek bayram namazı için üstünü değiştirirdi. Bayram namazı büyük camilerden birisinde genellikle saraya yakın Ayasofya veya Sultanahmet‘te kılınırdı. Bayramdan önce padişaha namazı nerede kılacağı sorulur, buna göre hazırlık yapılırdı.

Padişah haremden çıkıp, özel olarak süslenmiş atına biner ve Babüsselam Kapısı önünde kendisini bekleyen devlet adamlarıyla birlikte camiye doğru yola çıkardı. Devlet ileri gelenleri rütbelerine göre atlı veya yaya olarak padişahı takip ederlerdi. Tören bölüklerini teşkil eden solaklar ve peykler ise kıyafetleri ve hareketleri ile göz dolduran bir görünüm arz ederdi. İstanbul halkı bu manzaraya şahitlik edebilmek için güzergâhı doldururdu.

Camiye gidilip, namaz kılındıktan sonra da aynı düzen içerisinde saraya geri dönülürdü.

Osmanlı'da Bayram

Saray-ı hümayuna dönülür dönülmez Bayram ziyafeti ve eğlenceleri başlardı. Has Oda önüne kurulan tahtına oturan padişahı, saray nedimleri ve musahipleri birbirinden güzel nüktelerle eğlendirirlerdi. Bu sırada Helvahâneden tabaklar ile helvalar getirilip dağıtılırdı. Yeniçerilere kızarmış koyun ve çörek servisi yapılırdı. Yeniçeriler yemeklerini arka bahçede yerlerdi. Bayram ziyafeti bitince artık tören tamamlanır ve hane halkıyla bayramlaşmak üzere herkes evine dağılırdı. Padişah da ailesi ile bayramlaşmak üzere hareme giderdi. Sözlerimi Fransız seyyahı Paus Lucas eserinde geçen tasvir ettiği şu sözler ile noktalıyorum.

At üzerindeki hükümdarın ihtişamı ile hiçbir şey mukayese edilmezdi. Bindiği ve yedekte götürdüğü atları yeryüzünün en güzel atları idi. Atların güzelliği ve koşumlarının zenginliği ve subayların çokluğu içinde alay intizam ve hem kendisinden hem de seyreden halktan gelen dikkate şayan bir sessizlik içinde yol alıyordu. Gerçekten de dünyanın en eğlenceli ve en meraklı gösterisi idi.

Vesselam..

Yazar Hakkında

Enes Ünlü

Enes Ünlü

Sakarya üniversitesin'de Tarih bölümü okumaktayım..
Tarih alanında makaleler yazıyorum

Yorumlar

Yorum Yaz