İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Ülkemize Bedeli

1910′da Arnavutluk’taki ihtilâlin bastırılmasında ben de görevliydim. Karşılaştığım Alman gazetecilerin, “Türkiye’de mason olmayana hayat hakkı verilmiyormuş, bütün zabitler[subaylar] Mason olmuş.” diye endişeli sualler sorduklarına şahit oldum. (Kâzım Karabekir)

Kazım Karabekir Paşa 1910’da bu sözü söylerken bir şeylerin bilincinde ve farkında olduğu muhakkaktır. Osmanlı Devlet’i Tanzimat’ın ilanı ve devamındaki dönemde bir değişim sürecine girmiştir, Abdülhamit Han döneminde pozitif yönde değişimler ve ilerlemeler zirveye çıkmasına rağmen, İttihat ve Terakki Cemiyeti;  askeriye’nin Ulema’nın ve toplumun içine sözde “özgürlük” adı ile bir isyan fikrini yerleştirmiştir. Ortada gözle görünür toplumsal ve ekonomik olarak hiçbir sorun yok iken, bir ayaklanma çıkarmanın, II. Meşrutiyeti ilan etmenin amacı neydi?  Yoksa iyi giden işleri tekrar kötü hale getirip İngiltere’nin çıkarlarını korumak mıydı ? Bu yazımda 1908-1918 arası İttihat ve Terakki Cemiyetinin çalışmalarını ele alacağım, amacım modernleşmeyi veya günümüze ayak uydurmayı eleştirmek değildir. Belgelerin ışığında tarihimizi aydınlatmaktır.

İttihat ve Terraki Cemiyeti Hakkında Bilgilendirme

Bünyesi, tamamen merkeziyyet üzerine ibtina edilmiş bir devleti, bu tarzın cihan içinde hayatiyeti sona erdiği günlerde muhafaza edebilmek  haricen görüldüğü kadar basit değildir.(Abdülhamid Han)

Han’ımın dediği gibi içte ve dışta Osmanlı Devleti’ni yıkmak için bir plan bir propaganda hareketi hız kesmeden devam ediyordu.

Sonradan İttihat ve Terakki adını alacak olan bu cemiyet, 1889 yılında “ İttihad-i Osmani” adıyla gizli bir şekilde İstanbul’da kurulmuştur. Milliyetçilik akımının etkilerinden dolayı Türkçülük çizgisinde hareket etmişlerdir. Bu cemiyetin amacı ülkede yeniden meşrutiyet yönetimini kurmak, Kanuni Esasi’yi yürürlüğe koydurmak, tatil edilmiş durumda olan Osmanlı Meclisi Mebusan’ı açtırmaktı. Bu girişimleri belki doğru ama yanlış zamanda yaptıkları çok açık bir şekilde ortadır. Bunlara nazaran bir de II. Abdülhamid Han’a ve yönetimine karşı mücadeleyi temel amaç olarak belirlemişlerdi.

“İttihadçıların halini görünce Abdülhamid aleyhine çalıştığıma utanmış, ne büyük günah işlemişim demiştim. Bunu görünce Abdülhamid’e de İttihadçılara da rahmet okuyor, aleyhlerine çalışmakla ettiğim günahların affını Allah’dan diliyorum.” ( İttihad Terraki Cemiyeti Üyesi Dr.Rıza Nur)

Bunun yanlış bir politika olduğu aşikardır. Hasta adam denilen Paris Konferansın’da pay edilmeye başlanan Osmanlı, onun döneminde yeniden şaha kalkmıştır. Her bireyin kafasına şu soru gelmelidir diye düşünüyorum “Madem işler bu kadar yolunda idi o zaman  neden bir isyan fikri ateşlendi ? “ Yukarıda da bahsettiğim gibi iyimser bir şekilde böyle olacağını bilemezlerdi demeyeceğim veya dönemin siyasi şartlarını iyi tahlil edememişler gibi klişe bir cümle kullanmayacağım. Sanayi devrimi sonrası emperyalist devletler tarafından iştah kabartan Osmanlı toprakları Abdülhamid Han sayesinde hala ayakta duruyordu. Bunun önüne geçilmesi ve Abdülhamit Han’ın tahttan indirilmesi şarttı. İşte burada dış devletlerle ortak bir hedefte birleşen İttihat ve Terakki zihniyeti görüyoruz. İngiltere, Fransa gibi devletlerle aynı görüşe sahip olan bir cemiyet nasıl olur da kötü giden işleri düzelteceğiz diyebilir?.

Eyvah ! Beş on Kafirin İmanına kandık;

Bir uykuya daldıkki: cehennemde uyandık.

İttihat ve Terraki Yönetimi Öncesi Osmanlı’nın Durumu

Abdülhamid Han

Sen bir anne gibi tuttun ufukları

Abdülhamid Han Osmanlı Devletinin başına geldiğinde devletin içinde bulunduğu durumu ve dönemin şartlarının çok iyi bilincindeydi. Milliyetçilik akımına karşı koymak zorundaydı atalarının yaptığını yapacak yine tüm toplumu Osmanlı tebaası adı altında toplayacaktı, zira Osmanlı devleti çok uluslu bir yapıdan oluşuyordu her hangi bir etnik gruba vereceği imtiyaz başka bir imtiyazı doğururdu. Bu sebep ile bir Osmanlıcılık akımı başlatmış ve başarılıda olmuştu. “Balkanlarda ki Müslüman halka kendi dilinde Cuma hutbesi verilmesi teklifini sert bir şekilde reddetmesi onun Din’i ve bütünleştirici gücünün’de bir göstergesidir”. Aynı zamanda Halifelik ünvanını da en iyi şekilde kullanmış, cihanda bulunan tüm Müslümanlara yardım elini uzatmıştır. Her zaman Din-i İslam’ı korumaya ve yüceltmeyi amaç edinmiştir “ Bizi yükselten Dinimize karşı duyduğumuz büyük aşktır” sözünü hatırlatmak isterim.

Ha kendi evlatlarım, ha millet farkı yoktur.

Devraldığı Osmanlı topraklarını muhafaza etmeyi bilmiş, ekonomik açıdan zor durumdayken bile yabancı devletlerin bazı toprakları satın alma tekliflerini reddetmişti ve tarihimize altın harflerle kazınan şu sözleri söylemiştir;

Abdülhamid dönemi osmanlı toprakları

II.Abdülhamid Han Dönemi Osmanlı Toprakları

“Ben bir karış dahi olsa vatan toprağını satmam. Zira bu topraklar bana değil milletime aittir. Milletimde de bu toprakları ancak aldığı fiyata verir. Çünkü bu topraklar kanla alınmıştır kanla verilir.!”

Yıkıldı yıkılacak denilen devlet şaha kalkmıştı bir anda. Ekonomi düzelmeye başlamış dış borçlar ödeniyordu. Hemen hemen her alanda yatırım yapılıyor fabrikalar açılıyor ordu ve donanma güç kazanıyordu. Bu gidişata bir dur demek lazımdı; daha tahta geçtiği ilk yıllarda bir darbe teşşebüsüyle karşı karşıya kalmıştı zaten. Tahtına, idaresine yapılan teşşebüsler başarısızlıkla sonuçlanınca nefretleri artmış daha da ileri giderek canına teşşebüs etmeye çalışmışlardı Gök hakanın. Lakin çabaları bir sonuç vermiyordu. İçerden büyük ve kapsamlı bir ayaklanma çıkartmak şarttı ve bunun için kullanılacak bir örgüt te…

Târihler ismini andığı zaman,
Sana hak verecek, ey koca Sultan;
Bizdik utanmadan iftira atan,
Asrın en siyâsî Padişâhına.

31 Mart İsyanı İttihat ve Terraki’nin İktidara Gelişi

‘’Vekâyi’ın (olayların) ve acemi bir idârenin hergün bir sûretle izhâr ettiği mevâdd-ı müşte-ıle(tahrik edici hususlar) elbette infilâk edecekti. Hatta 31 Mart’a kadar te’hîri bile şâyân-ı hayrettir. Hiçbir kimseye hesap vermek mecburiyetinde bulunmadığım bir zamanda, ma’a’l-kasem(yemin ederek) te’mîn ederim ki ben bir fenalık olmamasına elimden geldiği kadar çalıştım. Tehlikenin te’ehur-i vuku’unda (gerçekleşmesinin gecikmesinde) bu mesâ’î-i hayır-hâhânenin dahli bulunduğunu zannederim.’’

31 mart ayaklanması

 

Ve sonunda Korkulan olmuştu.. İttihatçı lar Abdülhamid Han’a ve yönetimine olan baskıları arttırarak Reval görüşmeleri ile II.Meşrutiyeti ilan ettirmeyi başarmışlardı. Osmanlı Mebusan Meclisi yeniden açılmış ve bir seçimle İttihat ve Terakki Partisi Meclisi Mebusan’da çoğunluğu kazanmıştı. Bu yaptıklarıyla yetinmeyen İttihatçılar elde ettikleri güç ve çoğunluk sayesinde Osmanlı tarihinin ve Türk milletinin en kara en hazin gününün yaşanılmasına sebep olmuştur “31 Mart isyanı”.

Sönsünde, İlahi, şu yanan meş’al-i Vahdet

Teslis ile çöksünmü bütün aleme zulmet

Etkisi sonradan anlaşılacak devleti kara günlere sürükleyen zamanın başlangıcıdır 31 Mart. İttihad ve Terakki iktidara gelmeden önceki süreçte toplum içinde bir güven kazanmıştı. Ancak bu geçici bir süreçti. Amacına ulaşan İttihad ve Terakki artık toplumu önemsemiyordu. Devleti tamamen ele geçirmek için  daha ileri gitmesi lazımdı. Abdülhamid Han’ın tahttan indirilmiş olması devletin yıkılması için yetersizdi. Güya kötü giden işleri düzetmek amacı ile gelmiş olan İttihad ve Terakki daha da ileri giderek “Bab’ı Ali” baskınına teşebbüs etti. 23 ocak günü Enver paşa ve beraberindekiler halkı galeyana getirerek Bab-ı Ali üzerine yola çıktılar. 19.YY’ın gördüğü en kanlı baskın Osmanlı Devleti’ne, Din’i İslama hizmet eden 2 bakan ve bir yaverini öldürdüler. Kamil paşaya da zorla istifa dilekçesi yazdırdılar.

Millet birbirini kırıp geçireceğine bırakın beni öldürsün.

                                                                       Abdülhamid Han

babı ali baskını

Bâb-ı Âli Baskını

Kamil paşa hükümetini de yıkan İttihat ve Terakki partisinin artık karşısında büyük bir engel kalmamıştı. Kanunu Esaside de bir takım değişikliler yaparak kendi yetkilerini arttırmış, Padişahın ve Ayanların yetkilerini de kısıtlamışlardır. Artık devlet pay edilecek ve toprakları işgal edilebilecek bir duruma gelmişti. Demokrasi’den özgürlükten bahseden cemiyet ülkeyi bir bilinmezliğe doğru sürüklüyordu.

Enver Paşa İngiliz

Bab’ı Ali baskının hemen sonrası Enver Paşa İngiliz ateşesi ile görüşüyor.

 

İttihat ve Teraki Dönemi Yaşanılan Gerileme

Bir çürük ipliğe hülya dizmişiz!

Sâde deli değil, edepsizmişiz!

Tükürdük atalar kıblegâhına”

Kötü giden işleri durdurma gayesi ile iktidara tırmanan İttihat ve Terakki Cemiyeti Osmanlı Devletine, halka, müslüman ve gayri müslim topluluklara; akıllardan çıkmayacak büyük bir zarar vermiştir. Bu amaçları üstünden zaman geçtikçe daha iyi anlaşılmaktadır. Abdülhamid Han’ın 33 sene dimdik ayakta tuttuğu devleti 10 sene idare edememişler ve büyük bir enkaz bırakmışlardı, zaten amaçları da buydu. Trablusgarp savaşı Balkan savaşları büyük toprak kayıplarına neden olmuştu bunlar yetmezmiş gibi bir oldu bitti ile Devleti 1. Dünya savaşına sokmuşlardı.

Göreceksiniz yüzbaşım; İttihatçılar Turancılık gayretiyle hem Rusya hem de İngiltere ile savaşa girse Allah göstermesin bu devletin parçalandığına şahit olacağız. (Abdülhamid han)                        

Atalarımızın yüzyıllarca uğraştığı devlet 10 senede parça parça bölünüyor yıkılıyordu. 1918 yılına geldiğinde 1. Dünya savaşı bitmiş ve Osmanlı Devleti yenilmişti. Artık görevlerini yerine getirmişlerdi nede olsa. Yenilgiden sonra İttihat ve Terakki hükümeti istifa etti. Enver, Talat ve Cemal Paşalar 3 Kasım da Sivastopol a kaçtılar.

Ne hicrandır ki: en şevketli bir mazi serap olsun;

O kudretler, o satvetler harab olsun, türab olsun!


BİBLİOGRAFYA

Armağan Mustafa, Abdülhamidin Kurtlarla Dansı, İstanbul: 2014,Timaş yayınları

Savaş Mehvibe, İkinci Meşrutiyet Döneminde İttihat Terakki ve Basın, Ankara: 1998

Ortaylı İlber, İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, İstanbul: 1983.

Yazar Hakkında

Enes Ünlü

Enes Ünlü

Sakarya üniversitesin'de Tarih bölümü okumaktayım..
Tarih alanında makaleler yazıyorum

Yorum Yaz