Türk Edebiyatın’da Fransız Etkisi

Edebiyatımızda şiir çevirisi denince dahi herhalde önce Fransız şiiri geliyor. Gelmese dahi gelmeli! Zira tesiri belki de 150 yıldır şiir muhitinin etrafında kol gezmektedir. Belki çok iyi bildiğimiz şiirlerin altından dahi farklı düşünceler çıkabilmektedir. Günümüz geçer dili ise İngilizce olduğu için zannediyorum artık akıllara İngilizce gelse de ben bu yazı dizimde Fransız edebiyatını inceleyeceğim.

Tanzimat edebiyatıyla birlikte artık Osmanlı münevverlerinde bir Batı telaşı başlar. Bazı telkinler neticesinde mi yoksa heves itibariyle mi ortaya çıkmış? Takdir sizlerindir… Ancak konumuza geri dönersek o devrin ünlü isimlerinin hep Fransızca öğrendiğini görürüz. Çünkü o asrın en revaçta lisanıdır. Edebiyatta altın çağını yaşamaktadır. Çeşitli tezahürleri bizim edebiyatımızda görünmeye başlar. Ardından Serveti Fünunda genel olarak Romantizm ve Parnas ekolleri takip edilmiştir. Fecri Ati diye de liste uzayıp gider. Fecri Ati demişken baş mümessili Ahmet Haşim’in şiire başlaması biraz enteresandır. Aslında şiiri sevmeyen Haşim’e Ahmet Bedii efendi sembolist şiirlerin olduğu bir kitap verir ve Ahmet Haşim bundan etkilenerek şiir yazmaya başlar. Hayatı boyunca da etkisinden kurtulamaz.

Yahya Kemal yıllarca parista kalıp o edebiyatın havasını da solumuştur. Hatta büyü şiirinde;

Paris’te genç iken koyu Baudelaire’perest idim.
Balkon’la, Yolculuk’la, Güzellik’le mest idim.

Diyecek kadar sevdiği de ortada. Perest, Farsçada seven anlamına gelmektedir. Hemen kötü anlamda düşünmemek gerek. Nitekim ondan türeyen perestide sevgili demektir. Beyitte sayılan balkon, yolculuk ve güzellik Charles(Şarl) Baudelaire(Bodler)in ünlü şiirlerindendir. Ama yine de Beyatlı Fransız edebiyatından Heredia’yı hedef göstermiştir. Fakat gizli bir Nerval muhabbeti vardır. Çünkü talebesi Tanpınar’ın Nervali bu kadar sevmesinin başka bir izahı olamaz.

Ahmet Hamdi Tanpınar gerek yazdıklarıyla gerek yetiştirdiği edebiyat muallimleriyle edebiyatımızda mühim bir yere sahiptir. Fakat Tanpınar’ın kendisinin dahi reddedemeyeceği bir gerçek var. Son derece ağır bir Fransız tesirine maruz kalmış olması. Maruz kalmak istemiş olması da muhtemel. Mesela eserlerinin ciddi bir kısmında bunu görmek bunu mümkün. Perde arkasından önce bir şiirinde demiyor muydu?

Senlis’de Mortefon’da
Ermenonville ormanında
Dalgın dolaştığım gün
Nerval şiirinin rüzgarında
Senlis’de Mortefon’da

Görüldüğü üzere Nerval’den bahsediyor. Zaten Nerval’i sevdiği bu şiirle sabit. Perde arkasına gelecek olursak “Her şey yerli yerinde, Hatırlama ve kitabının sonundaki bazı isimsiz” şiirlerde esinlenmekten öte benzerlikler taşıyan şiirler yazmıştır.

Yine Nerval’in tesirine devam edecek olursak yazdığı Aurélia adlı hikaye romantik eserler arasındaki mümtaz yerini korumaktadır. Tanpınar Aurélia’yı okumuş olacak ki bir benzerini yazmak istemiş.(Abdullah Efendi ve Rüyası) Aurelia son derece enteresan bir eserdir. Nerval’in kendini asmadan önce şizofrenik hayaller içinde 1855’te yazdığı hikayedir. Zaten fasılalı yazmak istemiş fakat Rüya ve Yaşam kısmını yazacak kadar yaşamıştır.
Tüm bunlarda Tanpınar’ın iyi bir şair yahut yazar olmadığı anlaşılmasın. Edebiyatımızdaki yeri gibi müteessir olduğu kaynaklar da inkar edilemez.

Tesir bazen doğrudan değil olarak gerçekleşir. Tanpınarın bazı eserlerini okuduğumuzda biz de tabii olarak onun beslendiği kaynağa gitmiş oluyoruz. Haliyle o ve onun gibilerini takip edenler de Nerval çerçevesine giriyor.
Zannetmeyelim ki Nerval edebiyatımızı en çok etkileyen şair. Konu oraya geldiği için bahsettim. İşin aslı Nerval ciddi manada etkilemiştir. Kendini bir iple yahut diğer bir rivayete göre kayışla sokak lambasına asması enteresan edebiyat vakaları arasındaki yerini almıştır. Bakınız Cemal Süreya ne diyor:

Gezdirmiyorum bu ipi elimde boşuna
Bir keresinde asılmıştım çocukluğumda.

Tamamen Nerval’e atıf söz konusu. Olaya vakıf olmayan biri için bu mısralar absürt gelebilir. Ama yine de bu mısralar şahsım adına çok manalı gelmiyor.
Şiirimizi en çok etkileyen Fransız şair Charles(Şarl) Baudelaire(Bodler)dir. Karanlıklar prensi de denilen Baudelaire şeytanın şairane tilmizliğini yapmaya kalkmıştır. Bu yüzden kitabının adını da Les Fleurs du Mal(Kötülük Çiçekleri) koymuştur.

Gerçekten Baudelaire Fransız şiirinde olsun dünya şiirinde bir çığır açmıştır ve güzide şiirler ortaya koymuştur. Baudelaire meselesi uzun bir mesele. Kendi kanaatimce Fransız edebiyatı için büyük bir şair fakat en büyük değil. Diğer mecralarda ise pek eseri yok. İşin aslı diğer mecralar bana göre kıstas da değil. Şiirleri arasında ciddi manada güzelleri olsa da kötülüğün avukatlığı yapılacak bir değer olmadığı ortadadır. Hatta bunu çiçek metaforuyla iza
etmeye çalışması da bu safi güzellik unsuruna yapılan bir hakarettir. Açtığı bu kötü çığır kendisinin de ağzından düşürmediği cehennemde ekstra yükten başka bir şey değildir.

Edebiyatımızda Baudelaireden en çok etkilenen herhalde Ahmet Muhip Dıranastır. Hatta ünlü Olvido şiiri için Cemal Süreya “Baudelaire etkisinin Dıranas üzerinde en bariz görüldüğü şiirdir.” diyor. Ama kendisi de Apollinaire(Apoliner) in askerlik yaka numarasını dahi ezberlemekten geri kalmıyor.

Nazım Hikmete gelecek olursak Rus edebiyatı tesiri var zannedilir. Bunu söylemek pek de doğru değildir. Hatta kendi bile “İlla birinden etkilendiğimi söylemem gerekirse o Paul Eluard’dır.” demektedir. Nazım Hikmet ile Mayakovski arasındaki tesiri dersi gören herkes üç aşağı beş yukarı bilir. Nitekim birçok tekniği belki de hepsini öğrenip Türk şiirine getirmiştir. Fütürizmin kurucusu Galat ı meşhur(Meşhur yanılgı) olarak Mayakovski bilinir. Halbuki isminden de anlayacağınız üzere akım fransız kaynaklıdır. Kurucu ise İtalyan asıllı Fransız şair Marinettidir. Dediğim gibi etkilenmeler bazen doğrudan bazen ise dolaylı olabilir. Acaba Mayakovski vasıtasıyla Nazım Hikmet, Marinettiyi mi izledi yoksa Marinettiden önce de birileri bu biçim işiyle uğraşmış mıydı? Bu mevzuya bir sonraki yazım Stephan Mallarmé ile devam edeceğim.

Yazar Hakkında

Fehim Tuncer

Fehim Tuncer

Ankara'da Hukuk bölümü okuyorum. Şiire çok küçük yaşlarda başladım bir ara bıraktım ve terk etmemek üzere 16 yaşımda geri döndüm. Lisan ve edebiyat vazgeçilmezim. Şiirin müptelasıyım...

Yorum Yaz