Balkanlar ve Sömürgecilik

“Açgözlü ve sadece kendi çıkarlarına hizmet eden soylu erki, tüm dünyaya zalimce saldırılarına devam ediyordu…”

Sömürgecilik haritası iyi incelendiğinde, talan ve gaspın Devlet-i Aliyye’nin çok uzaklarından başlayıp adım adım onun sınırlarına yaklaştığını görürüz. Altın ve gümüş için Afrika topraklarına saldıran, ipek ve afyon için Hindistan’ı kendi köleleri haline getiren malum aristokratlar, nitekim petrol için de Osmanlı topraklarında oyun kurmaktan çekinmemişti. Yani 1. Dünya Savaşı, Hindistan’ı, Afrika’yı ve hatta Amerika’yı sömüren devletlerin son adımda petrol sebebiyle bölgemize yönelmesiyle ilgilidir.

İngiliz Sömürüsünün hakim olduğu devletler

İngiliz Sömürüsünün hakim olduğu devletler

Yıl 1912… 15. yüzyılda başlayan sömürgecilik hareketine çok daha sonradan katılan ve en büyük sömürge imparatorluğunu kuran Anglosaksonlar, yeni bir arayış içerisindedir. Öyle ya, bilmem kaç milyon kilometrekare alana hükmeden, bu hükmettiği toprakların değerli kaynaklarını çalan, yağmalayan bir ülkenin bu hırsızlık için yaptığı masrafı ve bu masrafın da kaynağını düşünmesi gerekmektedir. Sömürgecilik yıllarının ilk dönemlerinde hâlâ güçlü olan Osmanlı İmparatorluğu, devlet yapısı ile ayaktadır ve yenilmezdir. Devlet-i Aliyye’nin saray entrikaları, akılsız sultanlar, iyi yetişmemiş devlet adamları sebebiyle gerilediğini söyleyen klasik tarih okuyuşu, sadece gerçeği perdelemeye yaramaktadır. Osmanlı, batı karşısında siyasi ve askeri olarak değil, ekonomik olarak geride kalmakta, bundan dolayı güç kaybetmektedir. Bunun sebebi ise İngiliz ve Fransızların, Afrika’dan, Hindistan’dan ve Amerika’dan milyonlarca insanı öldürmek pahasına çaldıkları altın, gümüş, ipek, afyon vesairedir. Yani Devlet-i Aliyye’nin çalmadığı bütün zenginlikler… Klasik tarih anlatıcılarının iyi yetişmemiş sultandan kastı, İngiliz Kraliçesi ile kıyaslandığında, altın ve gümüş için milyonlarca insanı köleleştirebilen, öldürebilen ve onurlarıyla oynayabilen bir zalim olmamasıdır.

Sultan Abdülhamid Han’ın petrol için gelen leş kargalarına karşı 1888’de aldığı tedbirle başlayan savaş hazırlığı, 1903’te Almanlar’ın Bağdat Demiryolu inşaatında imtiyaz elde etmiş olması ve demiryolunun her iki yanındaki 20 kilometrelik alanda petrol arama izni almasıyla hız kazanmaktadır. Tabiki bu izin İngilizleri oldukça rahatsız etmektedir. Nitekim petrol arazilerini takip eden Bahriye Nazırlığı’na Winston Churchill’in atanmasından sonra Amiral Fisher’in de etkisiyle İngiltere hiç vakit kaybetmeden petrol için savaş başlatır. Churchill’in oluşturduğu komisyonun hazırladığı rapor kabineye sunulur. Hükümet rapor sonrası 11 Temmuz’da bir açıklama yapar: “Donanmamızın ihtiyacı olan yakıtın, sürekli ve bağımsız olarak sağlanabilmesi geleceğimiz için hayati önem taşımaktadır…”

Yani para ve dolayısıyla güç getiren, bunların güvenliğini sağlayan gemilerin en önemli ihtiyacı petroldür. Ve İngilizler, değerli petrol kaynaklarına sahip olmak istemektedir. 1912 Temmuz’da alınan kararın yanı sıra Devlet-i Aliyye’den ayrılması planlanan devletlerle ilgili olarak Foreign Office görevlendirilir. Hemen ardından, 8 Ekim’de Balkan Savaşları çıkar.

Ve algı yönetimi… İngilizlerin klasik taktiği olan algı yönetimi o tarihlerde The Times aracılığıyla yapılmış, savaş körüklenmiş, Balkanların güçsüz devletlerine destek çağrısı yapılmış, savaşın sorumlusu Devlet-i Aliyye olarak gösterilmiştir. 9 Ekim 1912 tarihli The Times haberinde, savaşı başlatan tarafın Balkan devletleri olduğu belirtilirken, “…Son olaylara yönelik bakış açımız olan kötümserlik bizi umduğumuzdan daha erken haklı çıkardı. Her savaşta olduğundan daha büyük çaplı korkularımızı, nefretimizi uyandıran bu savaşın mütecavizi olan Balkan Devletleri, savaşın doğrudan sebebi olan Türklerin Avrupa’daki vilayetlerini iyi yönetememesinden kaynaklanmaktadır… Esasında patlak veren bu savaş, yıllardır içten içe yanan bir yangının sonucudur. Şayet insan ilişkilerinde kaçınılmaz olarak bahsedilecek bir şey varsa o da er ya da geç Türklerin Avrupa’daki İmparatorluğu’ndan elinde kalanları sonuna kadar savunacağıdır. Mücadele ertelenebilir fakat bertaraf edilemez…” ifadelerine yer verilir.

Balkan savaşı

Balkan Savaşından bir kare

Öte yandan, İngilizlerin önemli isimlerinden biri haline gelen Amiral John Fisher, bu tarihte yaptığı açıklamayla planın ne kadar büyük olduğunu da gözler önüne sermektedir. Balkan Savaşları esnasında konuşan Fisher, “1914 Temmuz’da büyük bir cihan harbi yaşanabilir” demektedir. Ve dediği gibi de olur. Birinci Dünya Harbi’ni 28 Haziran 1914’te Franz Ferdinand’ın Gavrilo Princip tarafından öldürülmesi tetikler ve savaş Temmuz 1914’te başlar. Çok şaşırtıcı!..

Balkan Savaşı’nı dikkatle takip eden İngiltere’nin en büyük korkusu Osmanlı Devleti’nin savaşı kazanması ya da Bulgaristan’ın ağır bir yenilgiye uğramasıdır. Osmanlı Devleti aleyhinde veya Bulgaristan lehinde açık bir tutum da izleyemez. Ancak yine de el altından, Kızılhaç ve diğer sosyal yardım kuruluşları aracılığı ile Bulgaristan’ın yanında olmuş, bu ülkeye büyük miktarda nakit para, sağlık ekibi, gıda ve ilaç yardımında bulunmuştu. (The Guardian)

balkan savaşı

Balkan Savaşında Osmanlı Askerleri

Şüphesiz Londra Hükümeti’nin bu ikircikli tutumunda başta Hindistan olmak üzere sömürgelerinde yaşayan Müslümanların tepkisinden çekinmesi de önemli rol oynamaktaydı.

Heyhat, 8 Mart 1913’te bir süredir yürütülen görüşmeler anlaşma ile sonuçlandı. Görüşmeleri, Trablusgarp’ı İtalyan dostlarına adeta altın tepside sunan, bundan sonra da yürüttüğü Hariciye ve Nafia Nazırlığı görevinden istifa eden, yüce divana gitmesi İttihatçılar tarafından engellenerek Londra’ya murahhas olarak atanan İbrahim Hakkı Paşa sürdürüyordu. Sonuç mu? Tabiki vahim… Anlaşmaya göre İngiltere, Basra körfezinde ve Şattülarap’ta hâkim duruma geliyor, ayrıca Türkiye-İran sınırı Anglo-Persian Oil Company (APOC) çıkarlarına göre değiştiriliyordu. İngiliz-İran Petrol Kumpanyası olarak bilinen bu şirket, nihayette birçok devletten daha güçlü hale gelecek olan British Petroleum’dan (BP) başkası değildi. Yani savaşı başlatan İngilizler, savaşmasa da savaşın galibi olmuştu.

Hemen ardından da Fisher’in dediği oldu… Dünya savaşı çıktı. Devlet-i Aliyye çok büyük güç ve petrol konusunda verimli topraklarını kaybetti. Çanakkale sonrası Türk milletinin önüne konulan, 24 Nisan 1920’de San Remo Konferansı’nda kararlaştırılıp yazılan Sevr Anlaşması’nın 11 Mayıs’ta Osmanlı Hükümeti’ne gönderilmesi esnasında dönemin İngiltere Başbakanı Lloyd George, “Sultan’a şunları söylemeli: Size bir parça ‘turkey’ bırakacağız. Kanatları ve göğsünü alıyorsak da size yine de birkaç kemik kalacaktır” ifadelerini kullanmaktan çekinmiyordu.

llyod george . ingiltere basbakani

Dönemin İngiltere Başbakanı Lloyd George

Şimdi mi? Aradan geçen bir asıra rağmen kraliçenin adamları oyunlarına, tüm dünyaya zalimce saldırılarına devam ediyor ancak Devlet-i Aliyye’nin mirasçıları artık uyanıyor…

 

Selman Kayabaşı, Muhsin Yazıcıoğlu Suikastı

www.islamansiklopedisi.info, cilt: 21

Yazar Hakkında

Şamil Bey

Şamil Bey

Biraz uluslararası ilişkiler öğrencisi, biraz gazeteci, tam bir ecdad sevdalısıyım. Öğrenmenin sadece iyi okumakla olduğuna inananlardanım. Herşeyi ve heryeri...

Yorum Yaz