Bu yazımızda ülke gündemini meşgul eden terör olaylarını uluslararası bağlamda değerlendirmeye çalışacağız. Son 10 yıldan bu yana daha önceden de sık sık dile getirdiğim gibi yeni bir dünya düzeni ve örtülü bir savaşın ortasındayız. Bir asır öncesine baktığımız zaman savaşların en göze çarpan sebepleri sömürgecilik, yer altı ve yer üstü kaynaklarını ele geçirme – işletme veya buna benzer çeşitli ekonomik gerekçeler olurdu. Bu kez durum biraz daha farklı. I. Dünya ve II. Dünya savaşlarında olduğu gibi adı açıklanmamış örtülü bir küresel savaşın ortasındayız. Adı üstünde tam olarak adı konmasa bile dünyada söz sahibi olan bazı liderlerin söylemleri bu savaşı doğrular nitelikte. 2014 yılının Ağustos ayında Papa, Güney Kore gezisi dönüşünde uçakta gazetecilere bir savaş yaşandığından bahsederek şöyle demeç veriyordu

Biz üçüncü dünya savaşındayız ama parça parça.

Bu ifade aslında savaşın varlığını ve adını dillendirirken bir yandan da gerekçelerini uzaktan uzağa gösteriyordu. 2 Eylül 2014’ “ Büyük savaş kapımızın önüne geldi” diyen Ukrayna Savunma Bakanı Heletey, sözlerine şöyle devam ediyordu;

2. Dünya savaşından bu yana benzeri görülmeyen bir savaş bu. Maalesef böylesi bir savaşta kayıplar yüzlerle değil binlerle ve on binlerle ölçülecek!

Neredeyse tüm dünya halkları Ukrayna’da olanları bir iç çatışma zannediyor iken o ülkenin savunma bakanı bunun bir “Dünya Savaşı” olduğunu söylüyordu. Heletey aslında haklıydı. Irak’ta yaşananları, Tunus’ta yaşananları, Mısırın başına gelenlerle Libya’da olanları, Ukrayna’da olanlarla Yemen’in yaşadıklarını bu ve bu ülkeler arasında ki bağlantıyı göremezsek bu savaştan kast edilenin ne olduğunu da göremeyiz. İslam’a ve Peygamberimize yapılan hakaret yayınlarını,nefret içeren söylemlerini ödüllendirme süreciyle İslamafobi”nin ne derece ilerlediği anlaşılıyor. “Çok” özgür, İsviçre’de yakın zamanda minareler yasaklanıyor. Yabancı karşıtı, mülteci düşmanı ırkçı partiler, Avrupa’da her geçen gün güç kazanıyor. Bu tezimizi güçledirir nitelikte ki şaşırtıcı tespitimiz, Avrupa Parlemantosu’nda ki her 7 parlementerden biri ırkçı partilerin mensuplarından oluşuyor. Batı’daki İslam karşıtlığı ve ileri düzeylere varan İslam düşmanlığı her geçen gün dahada artıyor. Diyanet İşleri Başkanı’nın geçtiğimiz aylarda yaptığı açıklama bu tezimizi doğrular nitelikte. Bu bağlamda Görmez’in aşağıdaki beyanı gerçekten dikkat çekici.

Almanya’da 2001-2013 arası 22 cami saldırıya uğradı.Saldırı sayısı 2013’te 36, 2014’te iste 70’e yükseldi.

Bu tablo bize aslında şunu veriyor 12 sene boyunca yılda ortalama 2 cami saldırıya uğrarken, bu sayı 2013 yılına geldiğimizde neredeyse 20 kat artıyor. 2014’te ise 35 kat. Bunlardan neden mi bahsettik? Yeni küresel savaş’ta bir kaç ülke hariç karışıkların yaşandığı ülkelerin neredeyse hepsi Müslüman ülkeler. Küresel savaş aynı zamanda bir “din” savaşı haline dönüşmüş durumda. Amerika ve yanına aldığı Batılı müttefikleri, Afganistan ve Irak’a doğrudan saldırmışlardı. Bu savaşlar zaman içerisinde onları tatmin edecek kadar başarılı olmadı. İstedikleri neticeyi elde edemediler. Amerika Afganistan’da resmi rakamların söylediği gibi 19 bin değil bunun neredeyse 20 katı kadar kayıp verdi. Iraktaysa durum çok daha vahim. Milyonlara varan kayıplar var. Bunları yaparken bir hesap hatası yapmış olsalar gerek çünkü bu iki saldırı Müslüman halkların kenetlenmelerine ve dayanışma içine girmelerine yol açtı. Sonuç istedikleri gibi olmayınca mecburen taktik değiştirdiler. Büyük organizatörler ve akıl hocaları sayesinde “bahar” adı altında ayaklanmalar tertip ettiler. Bu durum da eski adamlarını bir nevi tasfiye şekliydi aslında.

Ortadoğu’da Batılı ülkerin vekaletiyle Müslümanlara saldıran güçler var. İşte tamda bu noktada “vekaletçi” zihniyetin ülkemizde ki uzantılarına değinmek istiyorum. DHKP-C dediğiniz terör örgütünün bu ülke sınırları içerisinde herhangi bir tabanı yok. Bir nevi toplama bilgisayar gibi sağdan soldan takviye ediliyor. Her ne hikmetse yıllardır varlığını ve pozisyonunu korumaya devam ediyor. Bu terör örgütünü kimlerin beslediği malum. Tabanı dahi olmayan bu örgüt ülkemizde ne elde edebilir? Kimin vekaletçisi olarak neyin savaşını veriyor? Birkaç safsatadan öteye geçemeyecek basit halkçı, özgürlükçü, emekçi yaftasıyla donatılmış 3-5 cümleden öteye geçemeyecek bir olguları olduklarından bahsediyorlar. 35 yılı aşkın zamandır kendilerini dini cemaat kisvesine bürüyerek, Anadolu’nun saf ve masum Müslümanlarını sömürmüş, uluslar arası düzeyde semirmiş olan yeni terör örgütü Parelel Devlet Yapılanması (PDY) şimdi ne oldu da Müslümanlara saldıran İslam düşmanlarıyla aynı safta savaşmaya başladı? Sorunun cevabında altına sığınacakları çok sebepleri olduğuna eminim. Zira hiçbir şekilde kabul etmeselerde açık seçik yaptıkları ve yedikleri naneler ortada dururken hala bunlara gönül vere-bilmekte ayrı ahmaklık. Kürt vatandaşlarımız bir dönem devlet tarafından inkar edilirken, hiçe sayılırken o zaman olup bitenlere tepki göstermeleri bir noktaya kadar belki anlaşılabilir sayılırdı. Doğu ve Güneydoğu’da bu vatandaşlarımızın haklarını tanıma, hizmet getirme, huzur ve refahı tesis etme konusunda sayısız riskler alan bir devlet anlayışı hali hazırda mevcutken, bu devlet anlayışına karşı, Kürt vatandaşlarımız adına mücadele ettiği yaftasıyla propaganda yapan, bölücü terör örgütü pkk neden böyle saldırılarda bulunuyor? Batılı devletlerin diğer bir deyişle haçlı dünyasının Türkiye’deki taşeronluğunu Paralel Yapı, PKK ve DHKP-C üstlenmiş gözüküyor.

Bu taşeronlar ve bir diğer başka unsurlar İslam’a olan kin, nefret ve düşmanlıklarını kişiler üzerinden kamufle ederek planlarını hayata geçirmeye çalıştılar. Bugün aynı oyunu, 60 yıl yada 20 yıl öncesinden çok daha kuvvetli ve baskılı bir şekilde ülkemizin bekası üzerinden oynamaya çalışıyorlar. Dünyada yaşanan savaş, şahıslar ve devletler arası değil, dinler arası bir savaş. Bütün bunların gerçek sebebi kenetlenen, ayağa kalkan güçlenen bir Türkiye’nin İslam’a önderlik etmesinden korkulmasıdır. Gerçek sebep İslam’a duyulan düşmanlık ve Müslümanlara tutulan kindir. Haçlı dünyasının bugün içine girdiği savaş, Ülkemizin devlet kademeleri ve yöneticileri şahsında, İslam’a ve Müslümanlığa karşı girişilen bir savaştır. 6-7 Ekim olaylarında ortaya çıkan tabloda olduğu gibi bugün PKK’ya bil hassa Almanya ve diğerleri tarafından verilen küresel desteğin nedenine baktığımızda PKK’nın terörü ve savaşı da sanıldığı ve sadece söylemde kaldığı gibi bir Kürt savaşı değil İslam’a karşı bir savaştır.

PKK akıttığı zehirle Türk-Kürt düşmanlığı ve savaşı oluşturmayı hedeflemekte, bu sayede Türklerden de Kürtlerden de 1915’te aldıkları ağır mağlubiyetin ve hezimetin intikamını almaya çalışmaktadır. Altına gizlendikleri Kürtlerin haklarını savunma safsatasıyla Kürt vatandaşları aldatmaktadır. Asıl vahim olan kısmı da burasıdır. Asabiyet duyguları etkisinde kalan, cefa çekmiş, türlü oyunlarla ezilmeye mahkum edilmiş Kürt vatandaşlarımızın PKK’yı Kürtler için hak mücadelesi veren bir örgüt olarak görmesidir.

Uyan Kürt kardeşim uyan! Ermeni tohumu olan bu alçaklara, bölücü terör örgütüne paye verme!

Yazar Hakkında

Serhat Demir

Serhat Demir

|Yazar/Basın/Yayın/Foto| Kritik-Analiz

Yorum Yaz